top of page

LİSAN-I SÜKÛT

Daha dün,

Bir kapıdan geçtim

Anahtarı dahi olmayan;

Gölgesi içeri düşen bir kapıydı bu.

Açılmadı; ben oldum.

*

Zaman, dizlerinin üstünde çökmüş

bir çocuk gibi ağlıyordu içeride.

Kimse duymuyordu

çünkü ses çoktan terk etmişti kulakları.

*

Gördüm:

Yüzü olmayan aynalar/dan

unutulmuş dualarla doluydu.

TanrıLar bile susmuştu /o an

kendi adını hatırlamamak için.

*

İnsanlar vardı -

ama insan değillerdi.

Bir düşüncenin artığı,

yarım kalmış bir cümlenin utancıydıLar.

Gözleri vardı

bakmak için değil,

Sadece kaçmak için.

*

Bir nehir akıyordu oradan

sudan değil,

kararsızlıktan.

İçine düşen herkes

kendi adını kaybediyordu.

Kaybolmak

ilk defa bu kadar ağırdı.

*

Kimse sormuyordu artık:

“Ben kimim?”

Çünkü cevap

çoktan çürümüştü.

*

Bir kadın gördüm;

Ellerinde doğmamış yıllar taşıyordu.

Bir adam,

Ölümünü cebinde buruşturmuştu.

Çocuklar

Yaşlanmıştı doğmadan.

*

Sonra sessizlik geldi.

Ama bildiğimiz sessizlik değil;

Var olmayı reddeden türden.

Kelimeler intihar etti,

Anlam arkasından giderken.

*

Ve herkes gitti.

Ama bir yere değil.

Gidişin kendisine.

*

Geriye yalnızca şu kaldı:

Hiç kimsenin söylemediği

ama herkesin bildiği

o isimsiz şey.

*

İşte oradayım şimdi.

Ne yaşayanım ne ölen.

Sadece hatırlanan bir boşluk.

TanrıLar düşmüştü bir cümleden

noktasız

*

Bir nehir geçtim

sudan değil

rüyadan

içine düşen uyanıyordu

ama kim olduğunu hatırlamadan.

*

Ve bu şiir -

okunmak için değil.

Uyanmak için.

bir şey geçiyordu içimden

adını dahi sormadım.

*

Söyle,

hangi karanlığa daha yakın duralım...

*

Söyle,

Bir adım daha atalım mı,

Yorumlar


bottom of page